Home

Ayağa kalkmalıyız


قُمْ فَاَنْذِرْ
“Kalk ve uyar!” (Müddessir 2)

Müddessir Suresi’nin başında Peygamber’e yapılan çağrı, sadece onun kişisel görevi değil, kıyamete kadar sürecek olan tüm inanç sahipleri için ilahi bir sorumluluğun ilanıdır. Allah’ın “Kalk ve uyar” emri, Allah’ın mesajını duyan her birey için bir harekete geçme çağrısıdır. İnsan, bu emri duyduktan sonra yerinde kalamaz, kalmamalıdır. Bu çağrı, nefsinde başlayan ve çevresine doğru yayılan bir nasihat sorumluluğunu da beraberinde getirir. Din, sadece bireysel bir inanç sistemi değil, aynı zamanda nasihattir. Nitekim “الدين النصيحة” yani “Din nasihattir” hadisi, bu sorumluluğun aileye, topluma ve insanlığa doğru genişleyen bir bilinçle taşınması gerektiğini gösterir.

Peygambere hitaben gelen bu ayetler, onun şahsında tüm müminlere yöneltilmiş bir çağrıdır. Her inanan, hakikati önce kendinde yaşamalı, sonra da çevresine samimi bir dille nasihat etmelidir. Bu sorumluluğu yüklenen kişi artık uyuyamaz, yan gelip yatamaz. Çünkü ilahi mesaj onu ayağa kaldırmıştır.

Surenin ilk ayetlerinde peygamberlik görevinin nasıl bir uyanış ve sorumluluk olduğu vurgulanır. Resulullah’a hitapla başlayan bu bölümde kalkmak, uyarmak, yalnız Allah’ı büyük tanımak, temiz yaşamak, kötülükten kaçınmak ve sabretmek gibi emirlerle tebliğin hem iç hem dış boyutları açıklanır. Davetçi sadece sözle değil, yaşayışıyla da örnek olmalıdır. (1-7)

İnkarcının Portresi ve İlahi Müdahale (11-17)

Bu bölümde, özellikle servet ve itibarı olan inkarcı bir figür üzerinden inkâr psikolojisi ele alınır. Bu kişi, nimetlerle kuşatılmış, ama nankörlükte ısrar eden biridir. Akıl yürütür, Kur’an’ı değerlendirir ama kibri ağır basar. Sonuçta Kur’an’ı sihir, insan sözü gibi göstermeye çalışır. Bu tutumunun karşılığı, cehenneme sokulmak olarak bildirilir.

İnkarın Zihinsel Süreci ve Kur’an’a Karşı Tavır (18-25)

İnkarcı kişi düşünür, ölçer, biçer ama samimi bir arayışla değil, kibirle yaklaşır. Gördüğü hakikati reddetmek için bahaneler üretir. Bu zihinsel süreç aslında gerçeği örten psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. Sonunda Kur’an’ı sihir olarak niteleyip değersizleştirmeye çalışır. Bu da ilahi azabı davet eder.

Cehennem burada hem fiziksel bir azap yeri olarak tanımlanır hem de insanların inkârlarına karşılık gelen bir sonuç olarak sunulur. Sekar ismiyle anılan bu azap yeri, bedeni tamamen yok eden, tekrar tekrar azap edebilen ve ondokuz melekle kontrol edilen bir yer olarak betimlenir. Bu sayı inananların imanını artırırken, inkârcılar için bir sınav sebebidir. (26-31)

Yeminlerle pekiştirilen bu bölümde, cehennemin yalnızca belli bir kavme değil, tüm insanlığa hitap eden evrensel bir uyarı olduğu bildirilir. Bu uyarı, kimileri için öne geçme, kimileri içinse geri durma sebebidir. Her iki grup da bu gerçekle yüzleşmek zorundadır.  (32-37)

Sorumluluğun Şahsiliği ve Kurtuluşun Anahtarı (38-47)

Her birey kendi yaptığının karşılığını alacaktır. Cennetliklerle cehennemlikler arasındaki bu diyalogta, helaka sürükleyen tutumlar açıkça sıralanır: Namazı terk etmek, yoksula yardım etmemek, batıl işlerle meşgul olmak, ahireti yalanlamak. Bu sıralama, bireyin hem Allah’a, hem topluma, hem de hakikate karşı sorumluluğunu ihmal etmemesi gerektiğini ortaya koyar.

İnkârcılar uyarıya karşı büyük bir ilgisizlik içindedir. Öğütten kaçmakta, hakikati küçümsemekte, hatta mucizevi bir metne karşı bireysel ayrıcalık beklemektedirler. Aslında bu tutumun ardında yatan sebep ahiret inancının yokluğudur. Bu inkârcı psikoloji, vahyin etkisini reddeden bugünkü birey için de tanıdık bir tablo sunar. (48-53)

Sonuç: Müddessir Suresi, risaletin ciddiyetini, insanın inkâr ve sorumluluk arasındaki konumunu ve cehennemin bir tehdit değil, bir uyarı olduğunu vurgular. Öğüt almak herkesin kendi iradesine bağlıdır; ancak son tahlilde her şey Allah’ın dilemesiyle gerçekleşir. Bu sure, modern bireyin dünyevîleşen hayatına karşı bir denge çağrısıdır. Hem bireysel ahlak hem toplumsal sorumluluk hem de ahiret inancı açısından evrensel ve çağlar üstü bir mesaj içerir. Bu mesaj, bugünün insanına da doğrudan seslenmeye devam etmektedir. / M. Talat Uzunyaylalı

Yorum bırakın