İnsan, zaman ve tedriç
Kur’an’da yaratılış bir “an” mı, bir “süreç” mi?
هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـٔاً مَذْكُوراً
“İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir
süre geçmedi mi?” (İnsan – 1)
İnsan Suresi’nin ilk üç ayeti, insanın yaratılışına dair son derece çarpıcı bir çerçeve sunar:
“İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?”
“Biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; onu imtihan edelim diye işitir ve görür kıldık.”
“Biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olur ister nankör.”
Bu üç ayet birlikte okunduğunda, insanın yaratılışına dair statik değil, dinamik bir tabloyla
karşılaşırız. Ayetin dili, bir anda olup bitmiş bir yaratılışı değil; öncesi olan, süren ve sonuçlanan bir süreci ima eder. “Üzerinden uzun bir süre geçti” ifadesi, açıkça bir zaman kullanımına işaret eder.
Tedriç: Kur’an’ın açık dili
Kur’an’da insanın yaratılışı tek bir ayette, tek bir safhada anlatılmaz. Aksine, farklı ayetlerde
farklı aşamalar zikredilir:
Topraktan yaratılış
Nutfeden yaratılış
Alak (asılı duran, tutunan)
Mudğa (çiğnenmiş et parçası gibi)
Kemiklerin oluşması
Etle giydirilmesi
Ruh üflenmesi
Bu anlatım tarzı, “Allah dilerse bir anda yaratamaz mı?” sorusunu değil, “Allah neden
aşama aşama yaratmayı tercih ediyor?” sorusunu önümüze koyar.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir.
“Ol” emri ile süreç çelişir mi?
İnancımız nettir:
“Allah bir şeyi dilediği zaman ona sadece ‘Ol’ der, o da olur.”
Bu ayet, Allah’ın kudretinin sınırını bildirir; yaratmanın nasıl olmak zorunda olduğunu değil.
Yani “ol” emri, sonucun kesinliğini ifade eder; yöntemin tek biçimli olmasını zorunlu kılmaz.
Kur’an bize şunu öğretir:
Allah isterse bir anda yaratır,
isterse bir hikmete binaen aşama aşama yaratır.
Tedriç, kudret eksikliği değil; hikmet tercihidir.
İnsan neden süreçle yaratıldı?
İnsan, sadece biyolojik bir varlık değildir. Aynı zamanda:
Terbiye edilen
Sınanan
Öğrenen
Olgunlaşan
Sorumluluk yüklenen
bir varlıktır.
İnsanın yaratılışının süreçli olması, onun imtihanla olan ilişkisini kurar. Eğer insan bir anda,
olgun, bilgili ve tamamlanmış şekilde yaratılmış olsaydı; öğrenme, irade, tercih ve sorumluluk
anlamını yitirirdi.
Bu nedenle tedriç, insanın varlık yapısına uygundur.
Zaman ve mekân meselesi: Dünya ile ahiret aynı mı?
Burada kritik bir noktaya geliyoruz.
Evet, dünyada zaman ve mekân vardır.
Ve evet, zamanın olduğu yerde:
Doğma
Büyüme
Yaşlanma
Ölme
vardır.
Ancak Kur’an, ahiret için aynı zaman-mekân yasalarını zorunlu kılmaz. Ahiret için kullanılan
ifadeler, dünyadaki kronolojik zamandan farklı bir boyuta işaret eder. Orada:
Eskime yok
Çürüme yok
Yaşlanma yok
Ölüm yok
vardır.
Bu da bize şunu düşündürür:
Zaman vardır ama dünyadaki gibi “tüketen” bir zaman değildir.
Mekân vardır ama dünyadaki gibi “yıpratan” bir mekân değildir.
Yani zaman ve mekânın varlığı, zorunlu olarak yaşlanmayı ve ölümü doğurmaz. Bu,
zamanın nasıl bir zaman olduğu ile ilgilidir.
Sonuç: Kur’an bize ne söylüyor?
Kur’an’a baktığımızda şu dengeyi görürüz:
Allah mutlak kudret sahibidir.
Yaratmak için zamana muhtaç değildir.
Ama insanı zamana yerleştirerek yaratmayı tercih etmiştir.
Bu tercih, insanın imtihanının, terbiyesinin ve sorumluluğunun bir parçasıdır.
Dolayısıyla şunu söylemek hem aklen hem Kur’an bütünlüğü içinde doğrudur:
İnsanın yaratılışı tedricidir, aşama aşamadır.
Bu, Allah’ın kudretine aykırı değil; hikmetinin bir tezahürüdür.
İnsan, zamanı olan bir dünyada süreçle yaratılmış;
zamansızlığı olan ahirette ise sürecin yüklerinden azade kılınmıştır.
Belki de asıl soru şudur:
Biz, yaratılışımızın neden aceleye getirilmediğini yeterince düşünüyor muyuz?
M. Talat Uzunyaylalı