İnsan nereden gelir, nereye gider?
اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَاكِراً وَاِمَّا كَفُوراً
«Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.» (İnsan – 3)
Kur’an’ın en çarpıcı sorularından biri, insanın kendisine yönelttiği sorudur: Ben neyim? İnsan Suresi, bu soruyu daha baştan sarsıcı bir biçimde ortaya koyar. “İnsanın üzerinden, henüz anılan bir şey olmadığı uzun bir zaman geçmedi mi?” diye sorar. Bu, bir yaratılış hikâyesinden çok, bir had bildirme cümlesidir. İnsan, yokluktan gelmiştir; ne adı vardır ne sanı. Ama tam da bu yokluğun içinden sorumluluk doğar.
Sure, insanın karışık bir nutfeden yaratıldığını söylerken biyolojiyi anlatmaz; imtihanı anlatır. İnsana işitme ve görme verilmiştir çünkü insan, fark ederek yaşayacaktır. Görmeden ve duymadan sorumluluk olmaz. Ardından en kritik cümle gelir: “Biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olur ister nankör.” Burada kader tartışması değil, ahlâk zemini kurulmaktadır. Seçim vardır ve bu seçim insana aittir.
İnsan Suresi’nin ayırıcı gücü, iyiyi tarif edişindedir. “İyiler” diye anılan ebrâr, sadece inananlar değildir; ahlâkı davranışa dönüşenlerdir. Verdikleri sözü tutarlar, zor zamanda bile başkalarını gözetirler, karşılık beklemezler. Hatta bunu açıkça söylerler: “Biz sizi Allah için doyuruyoruz; sizden ne bir teşekkür ne bir karşılık bekliyoruz.” Bu cümle, dinin vicdanla buluştuğu yerdir. İman burada soyut bir iddia değil, sosyal bir duruştur.
Cennet tasvirleri bu ahlâkın ardından gelir. Gölge, serinlik, içecekler, ipekler… Ama asıl vurgu şudur: “Allah onların sabrını karşılıksız bırakmadı.” Demek ki cennet, sadece bir ödül değil; sabırla yoğrulmuş bir hayatın neticesidir. İnsan Suresi, haz merkezli bir din dili kurmaz; onur merkezli bir ahiret tasavvuru sunar.
Surenin son bölümleri, dengeyi yeniden kurar. İnsan acelecidir, dünyayı sever. Bu bir suçlama değil, bir tespittir. Ardından şu hakikat gelir: “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” Bu ifade, iradeyi iptal etmez; kibri iptal eder. İnsan diler, seçer, sorumludur; ama mutlak güç kendisine ait değildir. Ne kader bahanedir ne özgürlük sınırsızdır.
İnsan Suresi, insanı ne yücelten romantik bir methiye ne de yerin dibine sokan bir ithamdır. O, insanı olduğu yere çağırır: Sorumluluğun, ahlâkın ve sabrın merkezine. Bugün insanı konuşacaksak, işe tam da buradan başlamalıyız. Çünkü insan, ancak bu akış içinde anlam kazanır: yokluktan sorumluluğa, tercihten ahlâka, sabırdan ebediyete./ M. Talat Uzunyaylalı