Home

Hayran Veli Türbesi

Modern dünya bir ‘şirk dünyası’ mı?

اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ 

“Hahamları ve rahipleri Allah’tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa kendilerine tek İlah Allah’a ibadet etmeleri emredilmişti. O’ndan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştuğu şeylerden münezzehtir.” (Tevbe 31)

Şirk; Allah’a eş koşmaktır ve büyük bir günahtır. Şirk, Vacibül Vücud’a, İsa  aleyhisselam gibi, bir ortak icat etmekle olduğu gibi, Allah’ın emir ve yasaklarına muhalefet ve alternatif emir ve yasaklar koymak, savunmak da ameli şirktir.

Küresel düzeyde müşriklik: Tarihi süreçler boyunca görülmüştür ki, din sahibi toplumlarda, din görevlilerini, din adamlarını, dini önderleri yüceltme eğilimi söz konusu olmuştur. Hıristiyan toplumunda Hz. İsa’nın Allah yahut Allah’ın oğlu, Hazreti Meryem’in, Allah’ın eşi yapılması bu türden büyük bir şirk örneğidir. Ayrıca Papa’dan başlayıp Hıristiyan Azizler, kimi Rahipler kendilerini kutsal mertebesine çıkarmış, günahları bağışlama yetkisi edinmişlerdir. Bu batıl inanışı devam ettirdiklerinden, milyonlarca insanı da ifsat etmiş, onların sorumluluğunu da yüklenmişlerdir. Sadece peygamberler değil, birçok ülkede birçok şahsa da ilahlık ya doğrudan ya da dolayı izafe edilmiştir. Yine Kur’an’dan öğreniyoruz ki, Yahudi inanışında, Üzeyir peygamberle ilgili de bu tür bir iddia da bulunulmuştur. Hıristiyanlıkta olduğu gibi, Yahudi inanışında da, kutsal Hahamlar vardır. Uzakdoğu dinlerinde, örneğin Budist rahipleri, diğer kültürlerdeki kimi dinî şahsiyetler, firavunlar, kayserler, şahlar, padişahlar, çarlar, krallar, kraliçeler, generallere varıncaya kadar, özel yüklemelerle anılmış, onlara da kutsallık atfedilmiş,  Allah’ın yakını, ortağı, işlerinde paydaşı sayılmışlardır. Hatta şu hususu da ifade etmek gerekmektedir: İnsan; Allah’a teslim olmadıkça şirkten kurtulamaz; düz insanlar dahil, kendi nefsini Allah’a boyun eğdirmeyen her kişi, asi olmuş; allahüâlem, Allah’a değil de nefsine kulluğu bilinçli olarak seçtiğinden, kişi müşrik sıfatını kazanmış olur.

İslam kültüründe açık yahut örtülü şirk var mı? Maalesef bu kutsal insan (bir nevi ilah) algısı İslam kültürü içinde de yer etmiştir: Özellikle tasavvuf kültüründe veli sıfatıyla zikredilen birçok kimsenin yazdıkları kitaplarda; anlatılan menkıbelerde, bu şahsiyetlerin olağanüstü hallerinden söz edilmektedir. İlmi seviyeleri, tarikattaki makamları ne kadar yüce olursa olsun, bu şahsiyetler için, ‘Allah’ın kulu’ dışında yapılan her sıfatlandırma, içinde gizli açık bir şirk taşır. Âlimlerin yahut velilerin dinî görüşlerini, yorumlarını, özellikle velilerin şahsî müşahedelerinden yola çıkıp yaptıkları çeşitli gaybî aktarımları din, dinî inanç kabul etmek, şahısları kutsallaştırmak manası taşıyacaktır. Günümüzde de şahit oluyoruz; bu tür şahsiyetlerin huzuruna varılırken dizlerin üzerinde sürünerek gitmek, şahsa, haşa bir ilah gibi yüceltici sözlerle hitap etmek, bu tür şahısların kabirleri ziyaret edilirken ölüden dilemek gibi tutum ve davranışlar görüyoruz. (Örnekler için internetteki çok sayıdaki video kayıtlarına bakılabilir.)

Öte yandan Şii dünyasının On İki İmam inanışında bu türden bir akaid doğmuş; bu imamlar, müçtehit sayılmış ve içtihatları da din kabul edilmiştir. Meşhed’de İmam Rıza’nın görkemli türbesini ziyaret ederken şahit olmuştuk: İnsanlar mescidin içindeki kabri adeta tavaf etmektedir. Birçok insan yerlerde sürünerek kabre yaklaşmakta, geri geri çıkmakta, kimi kadın tencere tava gibi ev eşyalarını kabrin demirlerine sürtüp bereketlendirmeye çalışmakta, kimi insan yeni doğmuş çocukların ellerini demirlere tutturup onlar için hayır dilemekte, gelinlikleri içinde evli çiftler mutlu bir aile yuvası sürdürmek gayesiyle kabrin etrafını tavaf varı dolaşmakta, kimi meczup kabrin bahçeye bakan tarafındaki demirlere boyunlarındaki ipleri bağlayıp pencere önünde yatıp kalkmakta ve bırakılan paraları almakta; türbenin içinde ve dışındaki dini kıyafetleri içindeki mollalar ise ücret karşılığı isteyenlere, kendi duasıyla, kişinin ölüye ulaşmasına aracılık etmektedir; uyanıklar ölünün sırtından para kazanırken diğerlerinin beklentisi mezardaki ölünün kendilerini dileklerine kavuşturması, şahsen yahut Allah indinde mededi inayet etmesidir. Türkiye’de de özellikle Eyüp Sultan Türbesi’nde  bu türden bir anlayışın sürdürüldüğünü gözlemleyebiliyoruz. Şii, Sünni… Mezarlardan dileme kültürü İslam dünyasının aklını örtmüş neredeyse karanlıklara sokmuştur. Bilim, teknoloji ve medeniyet değerleri üretemeyen Müslümanlar perişanlıklarına çare için bu tür insanlara ve mezarlara koşmuşlar ve halen koşmaktadırlar.

Modern toplumda gözüken ameli şirkler: Pozitivizm ve laiklik inançları etrafında şekillenmiş modern toplum yapıları, Türkiye örneğinde olduğu gibi, İslam şeriatına geçit vermemektedir. Modern toplumun seküler devlet yapısı, Allah’ın belirttiği haramları; faiz, içki, kumar, fuhuş, vb., ameli şirkleri zımnen yahut alenen, helal kılmıştır; yetmemiş, laik devlet, bu türden inanç ve uygulamaları yasal teminat altına almıştır.

İslam’dan yola çıkıp bu tür anlayışları ve uygulamaları eleştirmek, Kur’an’ı nazara vermek, kişinin, “cahillik, gericilik, tutuculuk, bağnazlık, radikallik, köktendincilik’ vb. sıfatlarla kötülenip dışlanmasına ve ötekileştirilmesine sebep teşkil etmiştir. Modern toplumun din karşıtı değerlerini doğru kabul eden ve içselleştiren bireyler, kalplerine ve hayat pratiklerine dikkatlice bakmalıdır; çünkü şirk toplumunun bireyi hüviyetini kazanmış olabilirler.

Şunu da ilave etmek gerekir: Kimi devlet büyüklerine yakıştırılan sıfatlardaki ölçüsüzlük de, yine bir nevi şirktir. Ve bu şirk, İslam dünyasında oldukça yaygın bir diğer şirk türüdür. Eski devirlerde de nice şah, padişah, kral kendisini Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi (zıllulahı fil arz) görmüş, böylece kutsallık iddia etmiştir! Tabii bunun tazammun ettiği mana o ülke halkının kutsal yöneticisine ubudiyet derecesinde bağlı olması zorunluluğudur. Kur’an’da bu tür kralların, firavunların öyküleri genişçe yer almaktadır.

Sonuç: Hangi kılıfın arkasına saklanırlarsa saklanılsın, Allah’tan başka ilah olduğuna inanalar, biz bunları ilah değil aracı görüyoruz diyenler, Allah’ı bırakıp insanlara kutsallık atfedip onlara gizli açık kulluk edenler, ideolojilere ve ideolojilerin önderlerine tapanlar, bunu bilinçli yapıyorlarsa, şirki seçmiş olurlar. Kendilerine, kendilerinden menkul bir iddia ile aracılık statüsü verip ‘Allah’a bizden ulaşılabilir’ diyenler de insanları şirke zorluyor demektir. Kur’an’ın hiçbir ayetinde Allah’tan başkasına kulluk ve Allah’tan başkasından yardım istenmesi kaydı yoktur. Hiçbir kul kutsallaştırılamaz, Allahü Teâlâ buna ne izin ne de fırsat vermiştir. “(Allah) Size; melekleri ve peygamberleri ilahlar edinin diye emretmez. Siz, Müslüman olduktan sonra, size kâfirliği emreder mi?” (3/80); “De ki; Ey kitap ehli! Sizinle aramızda müşterek olan söze gelin: Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na eş tutmayalım; Allah’ı bırakıp kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yüz çevirirse, o zaman; şahit olun ki biz Müslümanız, deyin.” (3/64)

M.Talât Uzunyaylalı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s