Home

Fantastik_manzara_4

Düşünme eylemi nasıl gerçekleşiyor?

* إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لِّأُوْلِي الألْبَابِ

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde akıl sahipleri için âyetler vardır.”; “Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı düşünürler (zikir), göklerin ve yerin yaratılışı konusunda akıl yorarlar. Derler ki: Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Âl-i İmrân 190-191)

Âl-i İmrân suresinin 190 ve 191. âyetlerinde iki muhteşem varlık alanı gökler ve yer konusu ile bu varlıkları değerlendirecek olan akıl nimeti dikkatimize sunuluyor. İnsana “düşünen/konuşan hayvan” sıfatını eski filozoflar yakıştırmışlardır. İnsan eğer yeterince düşünemiyor ve düşüncesini ifade edemiyorsa o zaman insandan geriye sadece ‘hayvan insan’ kalmaktadır; yâni içgüdüleriyle hareket eden canlı bir organizma!

Akıl sahibi insan kâinattan habersiz, gafil biri olarak yaşayamaz. Göklerde ve yeryüzünde bir düzen vardır. Gece ve gündüz döngüsü, dünya üzerindeki bitki, hayvan ve insan ekseninde gözlenen hayret verici canlı hayat, göklerdeki muazzam görkem; eşsiz güneş ve ay, hikmetli gezegenler, esrar dolu yıldızlar… tüm bu varlıkların bir biriyle uyumlu hareketleri, günlerin ve mevsimlerin ortaya çıkması vs. hadiseler üzerinde Rabbimiz insanın düşünmesini istemektedir ki, düşünemeyen insan, ilahî hakikatleri anlayamayacak ve Rabbini de gerçek manada tanıyamayacaktır.

‘Düşünen İnsan’ düşünmekle ne elde edecektir? Bir kere göklerde ve yerde olan varlıklar ve ilahî sistem birer eser olarak eser sahibini insana tanıtacaktır ki, asıl gaye budur. Allah teâlânın bütün esması (isim ve sıfatları) göklerde ve yerde apaçık gözükmektedir. Varlık üzerinde düşünmek gerçekte kişinin Rabbi üzerinde düşünmesi ve Rabbine karşı bir şuur kazanması demek olacaktır. Bu düşünme bicimi kişide kendi önemine dair bir bilinç kazanmasına da doğal olarak yol açacaktır: ‘Gökler ve yeryüzü önemsiz ve rastgele olmadığı gibi ben de rastgele ve önemsiz değilim, varlığın bir varoluş gayesi olduğu gibi benim de insan olarak bir varoluş gayem olmalıdır. Ben bir eserim ve benim sahibim Allah’tır. Sahibim  bana her şeye hükmetme gücü verdi. Sadece ben iyilik ve kötülük yapabiliyorum. Neden peki? Rabbim benden ne istiyor?’

Düşünen insan görecektir ki, âlemleri yaratan ve düzeni koruyan Allah teâlâ, pekâlâ ahret hayatını, cennet ve cehennemi de yaratamaya, insanı tekrar diriltmeye ve onu hesaba çekmeye kadirdir. Bu noktada durup aklın oynadığı rol üzerinde biraz daha kafa yormamız gerekmektedir: Âyette geçen الْأَلْبَابِ – ulî-l-elbâb/akıl sahipleri ifadesi Kur’an’da  on altı âyette geçmekte ve her âyette aklın kullanılması (akledilmesi) dikkate sunulmaktadır.

Âdem’in yaratılışı bahsinde olduğu gibi, Allah teâlâ, akıllı bir varlık olarak halk ettiği ilk insana ilk bilgileri de öğretti. Bu durum insandaki aklî bilginin temelidir. Bu temeli tam olarak anlamak için önce Bakara suresinin 31-33 âyetlerini hatırlayalım: “Ve O, Adem’e her şeyin ismini öğretti, sonra onları meleklerin önüne koydu ve; dedikleriniz doğruysa haydi bu şeylerin isimlerini bana söyleyin bakalım!, dedi. Onlar; Sen kudret ve egemenlikte kusursuz ve eksiksizsin! Senin bize bildirdiğin dışında bir bilgimiz yoktur. Doğrusu yalnız Sensin her şeyi bilen, gerçek hikmet sahibi!, diye cevap verdiler. O; Ey Adem, bu şeylerin isimlerini onlara bildir!, buyurdu. Adem isimleri onlara bildirince Allah; Size, ‘göklerin ve yerin gizli gerçekliğini, açıkladıklarınızın ve gizlediklerinizin tümünü yalnız Ben bilirim’ dememiş miydim?, dedi.” Âyetlerden anlaşılacağı üzere ilk veri gerişi Rabbi tarafından yapılan ‘insanî akla’ varlık emanet edildi; görüneni ve görünmeyeni anlamak, varlığa yüklü gayeleri ve yararlarını öğrenmek aklın öncelikli bir görevi kılındı. Yine Kur’an çerçevesinde baktığımızda ‘insanî akıldan’ şu vazifeleri yapması beklenmektedir:

  1. Kur’an’daki emir ve yasakları ve bunların hikmetlerini kavramak,
  2. Eserden eserin sahibine geçip Allah teâlâyı tanıyıp O’ndan sakınmak,
  3. Varlık ve Yaratıcı hakkında en yüksek bilgiye ulaşmaya çalışmak ve bu bağlamda Allah’ın Kur’an’daki öğütlerini samimi olarak tutmak, söz ve hareketlerde uygunluğu temin etmek,
  4. Varlığın bilimlere ve estetiğe nasıl temel teşkil ettiğini anlamak, varlık ve varlıktaki düzen olmadan fizik, kimya, biyoloji, matematik, geometri vb. bilimlerin olamayacağını görmek,
  5. Pis ve kötü, temiz ve iyi fiiller ve bunların pis ve temiz olmalarındaki hikmeti kavramak,
  6. Arkeolojiden, eski kavimlerin yaşadığı hayattan ve başlarına gelenlerden dersler çıkarıp hayata uygulamak,
  7. Varlığı yaratıp insanı da varlığa akıl yapan Allah’ın insanî aklı kendi başına bırakmayıp tüm zamanlar boyunca peygamberler ve İlahî kitaplar gönderip veri girişi sağlayarak düşünebilmesine rehberlik ettiğinin farkında olmak,
  8. Tarihî olaylardan ve güncel hadislerden dersler çıkarmak,
  9. Bilenle bilmeyenin eşit olmadığını, aklın bilmek ve bildirmek için insana verildiğini anlamak,
  10. İyiyi, güzeli, doğru olanı kabul edip içselleştirerek yaşamayı gerçek akıl sahiplerinin hâli bilmek,
  11. Beş duyu organının sağladığı algıları, -hisleri ve hislerin akla sunduğu düşünme verilerini-, doğru bir şekilde değerlendirmek…
  12. Akıl olmadan düşüncenin ve ifadenin olamayacağını kabul etmek,
  13. Aklın kaynağının yahut aklı ortaya çıkaranın hisler yoluyla varlık olduğunu (gökler ve yeryüzü) fark etmek… Vb.

Bilgisayarımızın bir belleğinin olması tek başına bir işe yaramayacaktır, ancak bilgisayara önceden yüklenen programlar, belleğe işlev kazandıracak ve dışardan yapılan girdilere göre de bilgisayarımız işlem yapabilecektir. Eşek, katır, at, sığır, tavuk, serçe… her varlığın bir beyni bulunmaktadır, fakat akıl yürüten tek varlık beynine yahut ruhî yapısına önceden bilgi/programlar yüklenen, insandır. Hislerin elde ettiği verileri değerlendiren işte bu ilk veriler girilmiş/öğretilmiş akıldır ki, anlama, ölçüp tartma, gözlem ve deney yapma, karşılaştırma, kavrayış ve bilme yeteneğine sahiptir.

İnsan; görme, işitme, tat alma, koklama, dokunma gibi zahiri hisleriyle varlığa aynadarlık eder. Böylece akıl girdileri değerlendirerek fikirler üretip hükümler çıkarır. İki farklı şeyi birbirinden akıl ayırır, iki şey arasındaki bağlantıyı de yine akıl kurar. Akıl aynı zamanda soyutlama yapabilme gücüne de sahiptir. Yeme, içme, tuvalet ihtiyacını giderme, üreme vb. içgüdüler ve organik ihtiyaçlar, akla çok ihtiyaç duymaz. Nitekim deliler de yer içer ve tuvalete gidip ihtiyaçlarını görürler. Hayvanlarda  benzer bir şekilde hareket etmektedir. Bir koyun hangi otu yiyip hangisini yemeyeceğini aklıyla bilmez, içgüdüyle (fıtrat) bunu bilir ve doğru otu seçer.

Eğer kişisel deneyim (tecrübe) ve öğrenme aklî eylemi ortaya çıkarsaydı bütün hayvanların filozof olması gerekirdi. Fakat görüyoruz ki hayvanlar gerçek manada öğrenen ve tecrübe kazanan varlıklar değildir; çünkü onların beyinlerine ulaşan verileri birbiriyle ilişkilendirerek elde ettikleri fikirleri, fikirlerini izah ettikleri dil’leri ve kurdukları bir medeniyetleri yoktur. Fikir, dil, yazı ve medeniyet önceden veri girişi sağlanmış ‘insanî aklın’ eseridir.

Sonuç: O halde âyette ifade edildiği üzere, insan her durumdayken aklını kullanmak için gayret göstermek durumundadır. İnsandaki düşünce veya kavrayış; varlığa ait hakikatlerin duyu organları vasıtasıyla beyne taşınması ve ön bilgi yüklü beynin (fıtrat) bu bilgileri yorumlamasıdır ki, buna ‘insanî akıl’ diyoruz. Nitekim aşağıya aldığımız âyette de dikkat edilirse önce varlık hakkında bir ön bilgi verilmekte sonra da insandan bu olaylar üzerinde düşünmesi ve sonuçlar çıkarması beklenmektedir. “Görmedin mi? Allah gökten bir su indirdi, onu yerdeki kaynaklara yerleştirdi, sonra onunla türlü türlü renklerde ekinler yetiştiriyor. Sonra onlar kurur da sapsarı olduklarını görürsün. Sonra da onu kuru bir kırıntı yapar. Şüphesiz bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.” (Mü’min suresi 54)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s