Home

Duada-Vesilenin-Yeri-ve-Yalnızca-Allah’tan-İstemek

Allah’ın dilemesi kulun dilemesine bağlı mıdır?

وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلآئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلاً مَّا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ

Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah’ın diledikleri hariç, yine de inanacak değillerdi, fakat çokları bunu bilmezler.” (En’âm 111)

u âyet-i kerimedeki ‘Allah’ın dilemesi’ ifadesi üzerinde durmak istiyoruz: İnsanda iradenin ve aklın varlığı insanın hür bir varlık olarak yaratıldığını göstermektedir. Akıl ve iradenin varlığı aynı zamanda insanın sorumlu bir varlık olduğunu da gösterir. İnsan bu dünyada eli kolu bağlı bir varlık değildir; bir önceki yazıda da vurguladığımız üzere, duygu, düşünce, tutum ve davranışları konusunda insan serbesttir. Allah, hiçbir kulunu zorlayıp iman ehli yahut inançsız biri yapmamaktadır. İnsanlar seçimleri doğrultusunda yapıp ederler, Allah da kişilerin yapıp etme fiillerini yaratır.

Allah insanlara peygamberler ve kitaplar gönderirken insana kitabı ve peygamberi anlayacak akıl ve irade vermiştir. İnsandan beklenen aklını ve iradesini kullanıp Kur’ân’ı ve Hz. Muhammed’i anlayıp dinlemesidir; bilinçli bir hayat yaşayan herkes sonunda Hakkı görebilir. Sadece beş duyusuna göre bir hayat yaşayan insan varlığı da beş duyusuna uygun algılayacaktır. Oysa varlık beş duyuya sığmayacak derecede aşkın bir mahiyettir. Körlük aklı ve iradeyi tam manasıyla kullanmayıp duyuların karanlığında hayatı anlamaya çalışmaktan ileri gelmektedir.

Her varlığa mahiyetini, manasını veren Allah’tır. İnsanı aklı, iradesi ve vicdanı olan ve aynı zamanda iyiyi ve kötüyü gerçekleştirebilecek mahiyette bir varlık olarak yaratan Rabbimiz, bitkilere ve hayvanlara akıl ve irade vermedi.  Bu sebeple ne hayvanlar ne de bitkiler âlemine gönderilmiş bir peygamber ve kitap söz konusu değildir.

Allah insana yapacağı işlere göre bir donanım (fıtrat) yüklemiştir. İnsan dünyada pek çok şeyi yapmaya muktedirdir. Bir kötülüğü önlemek, bir iyiliğe öncülük etmek insanın elindedir. Allah iyilik yapanın yahut kötülük yapanın elini tutmamaktadır, aksine neye tevessül ederse onu yaratmaktadır. Pek çok Kur’ân âyeti insandan aklını kullanıp düşünmesini ve doğru yolda yürümesini istemektedir. Demek insan hakikate, doğru yola, gözle, kulakla değil daha çok akılla muhataptır.

Allah kâinatı belli bir düzen içinde yaramıştır; insan hürriyeti ve insan iradesi de bu düzenin bir parçasıdır. İnsan Kâinatın düzeninden mes’ul değildir; güneşin daha ne kadar yanıp yanmayacağı insanı ilgilendiren bir sorumluluk alanı değildir, Fakat güneşin ısısından ve ışığından nasıl yararlanacağı insana bırakılmıştır. İşte bu hal diğer tüm varlıklara karşı insana kazandırılmış bir pozisyondur.

Allah’ın takdiri insanın sorumluluk alanlarının dışını kapsar. Allah’ın ilmine ve muradına insan aklı güç yetiremez. Hem sonra buna insan noktasında gerek de yoktur. İnsan hiçbir bahanenin arkasına sığınamaz, Allah’ın takdirinin ne olduğu insanı ilgilendirmez. İnsanı ilgilendiren onun hür ve sorumlu bir varlık olduğudur. İnsan kendini kendi fiilleriyle gerçekleştirir. Kur’ân ve Peygamberle uyarılmış insan ne yapmak istiyor, ne olmaya çalışıyorsa Allah onun fiilini yaratır ve insanı fiilinin sonuçlarından sorumlu tutar.

Bu mülahazalar ışığında yukarıdaki âyette zikredilen ‘en yeşâa(A)llâhu / Allah’ın dilemesi’ (daha sekiz âyette geçmektedir) ifadesi yine insanın dileme hürriyetine raci bir ifadedir. ‘Siz dilersiniz, Allah’ta sizin dileğinizi diler; fiilimizi halk eder’ manasındadır. İnsan hangi olağanüstü durumla muhatap olursa olsun aklını ve iradesini kullanamıyorsa duygularına bağlı kalacaktır. Bu durum kalbinde daima bir şüphe esintisini yahut inkar fırtınasını doğuracaktır.

Sonuç: ‘Kur’an-ı Kerim’de 275 yerde, düşünmüyor musunuz? Akıl erdiremiyor musunuz? diye sorulmakta; 200 yerde de bizzat düşünme ve tefekkür emredilmekte; 12 yerde dolaşarak, araştırıp ibret alma önerilmekte ve 670 yerde de ilme teşvik yapılmaktadır.’ O halde dileyen Allah’a inanır, dileyen Allah’ı inkar eder. Her iki durumda da insan bunu aklı ve hürriyetiyle yapar. Hâşâ, kimse sonuçtan Allah’ı mes’ul tutamaz! Şûra otuzda “Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle, işlediklerinizden ötürüdür…” denilmektedir. Yani kul diler, eyleme geçer, Allah’ta fiili yaratır: Kul otomobilin marşını çevirir, motor çalışır; kul arabanın vites kolunu bire takar, gaza basar, otomobil yürür; insan elini elektrik düğmesine götürür, lâmba yanar; insan ayağı kalkıp adım atar, ayakları harekete geçer. Kul bu fiilleri yapmasa ne motor çalışır, ne otomobil yürür, ne lamba yanar, ne de ayaklar vücudu götürür. İnsan yaratılmıştır, fiilleri de yaratılmaktadır. İyilik ve kötülük, insanın hür iradesi ile işlediği fiiller neticesinde ortaya çıkmaktadır. İmtihanın gereği de budur. İnsanın kaderi, onun bu kabiliyette yaratılmış olmasıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s