Home

munafiklarin-en-belirgin-ozelligi-h1424439111

Yöneticiler neden milli olmalıdır?

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

“Andolsun ki, vaktiyle Nuh’u kavmine gönderdik. Nuh onlara: Ben size azabın sebeplerini ve kurtuluşun yolunu açıklayan bir uyarıcıyım.” (Hûd 25)

 

Âyette geçen erselnâ/yollamak, göndermek yahut görevlendirmek manalarına sahip bir fiildir ve Kuran’da erselnâ şeklinde altmış dört ayette geçmektedir. Kuran’da bu fiil daha çok peygamberlerin kavimlerine gönderilmesi/görevlendirilmesini ifade etmek için kullanılmıştır. Peygamberlerin kendi kavimlerinden bir zât olmasının hikmeti vardır. Müslümanların yöneticisi müslümanlardan olmaya mecburdur. Çünkü ancak müslüman bir yönetici halka İslam’ın emir ve yasaklarını tatbik edebilecektir. Laik (insanî din) mensubu yöneticiler, Allah’a ve Resulüne muhalefet edeceklerdir. Oysa iman bu tür bir yönetimi kabul etmeyecektir. Çünkü erselnâ fiilinin geçtiği âyetlere baktığımızda, kavimlerine peygamber/resul olarak gönderilen bu yüksek şahsiyetlerin, şu vazifelerle sorumlu tutuldukları görülmektedir ki, bu sorumluluklar, müslümanların yöneticilerinin de sorumlulukları olmak durumundadır.

Resuller, Allah’ın elçisi sıfatıyla bireye ve topluma;

-Allah’ı tanıtmak;

-Allah’tan vahiy aldıklarını açıklayıp vahyin içeriğini yaşamak, tebliğ ve talim etmek ve iman toplumunu kurmak;

-Toplumu atalar kültünün şirklerinden ve kötülüklerden arındırmak;

-Topluma kitabı/vahyi ve hikmeti/ilmi talim etmek;

-Topluma, bilinen ve bilinmeyen (gaybî) konularda, bilmediklerini öğretmek;

-Toplumu Allah, dünya, ahret, cennet ve cehennem konularında uyarmak ve müjdelemek;

-Toplumdan kendilerine/vahye itaat etmelerini istemek;

-Toplumunun, imanla müşerref olduktan sonra, pişmanlıkları karşısında onlar için Allah’tan istiğfarda bulunmak;

-Peygamberlere itaat edenlerin aslında Allah’a itaat ettiklerini öğretmek;

-Toplumun, müşrik, kâfir kesimlerine bekçilik yapmamak; dinden yüz çeviren kesimleri kendi hallerine bırakmak;

-Topluma, günahta ısrar etmeleri durumunda, helak edilebileceklerini, önceki kavimlerin başına geleni anlatarak, uyarmak;

-Dünyada kişinin başına gelen çeşitli sıkıntıların Allah’ın kişiyi bir sınaması olduğunu belletmek;

-Toplumu imana ikna etmek üzere, Allah’ın dilemesiyle, mucizeler göstermek;

-Allah’tan başka yaratıcı olmadığı ve her insanın Allah’a bilip Ona kulluk etmesi gerektiğini ifade etmek;

-Günahın, Allah’ı bilmemek ve Onun emirlerine uymamak olduğunu ve bunun da ağır bir suç teşkil ettiğini öğretmek;

-Toplum bireylerinin, seyahat ederek, yeryüzünde gezmelerini ve kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmelerini sağlamak;

-Topluma ahret talimi yapmak; sakınanlar için ahiret yurdunun eşsizliğini bildirmek;

-Vahyi (âyetleri) topluma okumak;

-Topluma, ‘O benim Rabbimdir. O’ndan başka tanrı yoktur. Sadece O’na tevekkül ettim ve dönüş sadece Onadır.’ ilkesini talim etmek;

-Topluma, peygamberlerin de kendi içlerinden çıkmış birer insan olduklarını, evlendiklerini, çocukları olduğunu, hatta meslek icra ettiklerini ve kimi peygamberin ticaretle de uğraştığını izah ederek, insanların kendilerinden olağanüstü şeyler beklememeleri gerektiğini, ‘Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber için mucize göstermek imkânı olmadığını; peygamberlerden bir mucize beklemek yerine âyetleri muhakeme ederek anlayıp iman ve amel etmelerini sağlamak;

-Her peygamberin kendi kavmi içinden çıktığı ve o kavmin dilini konuştuğu vurgulanarak yöneticilerin millî olması gerektiğini göstermek;

-Kişilerin, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmelerinin yolunun, Allah’a tevekkül, sabır ve şükür olduğunu anlatmak;

-Tabiat hadiselerinin ve tabiattaki düzenin, her canlıya hayat ve rızık verenin, Allah olduğunu belletmek;

-Allah’ın koyduğu tabii kanunlarda ve sosyal kanunlarda değişikliğin mümkün olmadığını, tabiatı ve sosyal hayatı izah ederek, bu kanunları göstermek ve bu kanunlar uymanın önemini göstermek;

-Topluma, isyanı ve inkârı seçtiklerinde, Allah’ın bu seçimlerini, imtihan sırrı gereği, yaratacağını bildirmek;

-Peygamberlerin ve münhasıran son peygamber olması hasebiyle, Hz. Muhammed (sav)’in “âlemlere rahmet olarak gönderildiğini” bildirip bunun ne manaya geldiğini insanlığa açıklamak;

-Peygamberler, kavimlerine Allah’ın şu ayetini okudular: “Ey insanlar! Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan vesilesi kıldık; bakalım sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.”

-Peygamberler, toplumlarını şu türden âyetlerle uyardılar: “Nitekim onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık. Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.”

-Topluma, Allah’ın “Müminlere melekleriyle olduğu gibi, rüzgâr, yağmur ve çeşitli nimetlerle yardım ettiği” müjdesini vermek;

-Topluma, peygamberlerin, kavimlerinin şahidi, müjdeleyicisi ve bir uyarıcısı olduklarını belletmek;

-Topluma, sosyal ve siyasi bütünlüğün adaletle mümkün olduğunu öğretmek: “Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.”

-Topluma, Allah yolunda değillerse, yoldan çıkmış kimseler olarak akıbetlerinin berbat olacağını vurgulamak…

Sonuç: Peygamberler büyük birer inkılapçıdır; toplumun oluşturduğu laik kültürü (insanî din) kaldırıp Allah’ın emirlerine göre toplumu yeniden organize etmişlerdir. Bu görev yapılırken, mesela Hz. Muhammed değil de, Araplara, Fars milletinden bir peygamber gönderilseydi, bu peygamber Arapların içinde görevini başarıyla yapamazdı. Bu durum bize gösteriyor ki, Müslüman toplumların yöneticileri de o halkın içinden çıkmış kimseler olmak zorundadır. Dışarıdan yönetici atamak, peygamberi sistemi taklit etmesi gereken müslüman toplumu için, uygun olmayacaktır. Millî bir toplumu yönetenlerin o toplumun fertlerinden olması Kuranî bir ilkedir. Ülkemiz için söylersek; ABD, AB, İsrail, çeşitli uluslararası kuruluşlar, eğer halkı müslüman olan Türk halkının idaresinde, gizli açık bir role sahiplerse, bu ülkemiz müslümanları için, en azından bir züldür!  Müslüman ülkelerin yöneticilerinin müslümanlardan olması ve Hz. Muhammed’e bağlı kalarak halkın hizmetlini görmeleri asli bir görevleridir. Bu gerçekleşmiyorsa halkı müslüman ülkeler işgal altında demektir. İslam memleketlerinde yöneticiler Allaha ve Peygamberine muhalefet ediyorlarsa o yöneticiler müslümanlardan kabul edilmemelidir.

M.Talât Uzunyaylalı

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s