Home

Dinî paradigmalar olmadan duyular gerçeği göremez!

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ ف۪يمَٓا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ ف۪يهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعاً وَاَبْصَاراً وَاَفْـِٔدَةًۘ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَٓا اَبْصَارُهُمْ وَلَٓا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟

“Andolsun ki, onlara da size vermediğimiz imkânlar bahşetmiştik. Onlara da kulak, göz ve kalpler vermiştik; fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı, zira bile bile Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.” (Ahkâf – 26)

Beş duyumuz edindiğimiz bilgilerin maddî kapılarıdır; dış dünyayı duyularımızla algılar, manevî özelliklerimizle de korur ve değerlendiririz. Ayette geçen ‘ef-ideten’ ifadesi ruhun bir fonksiyonu olarak, gönül/kalp/yürek/feraset, manasındadır.  ef-ideten, aynı zamanda düşünüp taşınmanın, bilgiyi kavrayış seviyesine çıkarmanın ve ilahî gerçeği görüp kabul etmenin merkezi olarak da değerlendirilebilir.

İşitme, görme ve kalp insana niçin verilmiştir? Kuşkusuz pek çok neden sıralanabilir. Hud (as)’ın kavmiyle ilgili olarak zikredilen ele aldığımız ayette, organlara yüklenen anlam, vahyi anlamak ve amel etmek merkezlidir. Kulak, ilahî kelamı işitecek, göz varlığa bakıp Allah’ın sıfatlarını görecek ve kalp da işitileni, görüleni anlamlandıracaktır. Bu amaç, insana yüklenmiş ruhsal donanımla elde edilebilecek temel bir özelliktir.

Fakat zamanımız için düşünürsek, modern toplum bireylerinin, ayette vurgulanan değerlendirmeyi yapamadıkları, ilgi alanlarının analizinden, görülebilmektedir. Modern toplum bireyleri neden dinlerden uzaklaşıyor, dinlere niçin ilgisiz davranıyorlar? sorusuna bir cevap aradığımızda, karşımıza çıkan en önemli nedenin, dinin, modern insanın ilgi alanına sokulamaması gerçeği çıkıyor. İslam için ifade edersek, dinle, kaynağından öğrenilmeyip de kültürel etkileşimle muhatap olunması, duyulardan beklenilen sonuçları vermemektedir.  

Kişiler, dinî değerler edinmeden kulak işittiğini, göz gördüğünü kalp de duyularla elde edilen verilerin, akıl ve hikmet yönünü anlamaktan mahrum kalacaktır. Dinî değerleri sağlam bir eğitim yoluyla erken yaşlardan itibaren alamayan hiç kimsenin duyuları, algılarını hikmet nazarıyla değerlendiremeyecektir. Kuranî değerleri edinmiş gözdür ki, gerçeği görecek, kulaktır ki, hakkın sesini işitecek, kalptir ki, varlıktaki hikmetleri bir kitap gibi okuyup anlayabilecektir. Organlar dinî değerlerin kontrolünde hareket ettiğinde örnek Müslüman hayatı da ortaya çıkacaktır.

Bir de güneşe bakıp onu inkâr eden tipler var: İlahî hakikatleri duyup hissettikleri halde duymamış ve hissetmemiş gibi davrananlar! Ayette vurgulandığı üzere, ‘gerçeği bile bile inkâr edenler’, yetmezmiş gibi, bir de dinî olanı ‘alay konusu’ yapmaktadırlar. İşte bu tipler, Hakkın düşmanı ve insanlığın yüz karası kimselerdir.

Sonuç: İnsan ruhu, Kuranî değerlerle hareket ettiğinde duyular Hakkın-hakikatin sesi olacaktır. Ahkâf suresinin otuz iki ve otuz üçüncü ayetleri bilinçli inkârcıları uyarmaktadır:

Allah’ın davetçisine uymayan kimse yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.

Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, her şeye kadirdir.”

M. Talât Uzunyaylalı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s